Pazartesi Eyl 24

YDK’lı tutsak “Direnmek... Direnmek... Ve bir daha direnmek...”

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Tarsus Hapishanesi’nden tutsak bir YDK’lı, tutsak kadınlara dönük çıplak arama işkencesine karşı hapishane içerisinde gerçekleştirdikleri “çıplak eylemi” ve hapishane idaresinin saldırısını yazdı. “Kesinlikle kadınlar bir olduğunda zindanları, ülkeyi, dünyayı sarsacak güce sahiptiler. Kendimde fazlasıyla bir özgüven hissediyordum. Direnmek... Direnmek... Ve bir daha direnmek...” diyen Tutsak YDK’lının kaleme aldığı yazıyı paylaşıyoruz:

Direnmek... Direnmek... Ve bir daha direnmek...

Bir sene olmuştu. Sokaklarda yürümeyeli, meydanlarda buluşmayalı... 2017 8 Mart etkinlikleri vardı. Sahilde buluşmuştuk kadınlarla, ülkenin tüm sessizliğine rağmen ses oluyorduk sesimize. Uzun zaman sonra bir araya gelmenin heyecanı, mutluluğu ve isyanı okunuyordu gözlerimizden. Sürekli sarılıyorduk birbirimize, sımsıkı sohbetler ediyorduk. Yeni hapishaneden çıkan bir arkadaşımla hoş bir sohbetim olmuştu. “Nasılsın? Özlemiş misin?” diye sorduğumda, “Evet, çok özlemişim, kadınları böyle bir arada görmek umuttur. Fakat ben hapishanede olmak isterdim şimdi. Bambaşkaydı orası, o birliktelik, o direniş ruhu...”

Sınırlı bir bölgede, sınırlı duvarlarda, sınırlı gökyüzünün altında; sokaklardan, meydanlardan uzak bir sene garip bir hızlılıkla geçti. Burada kadınlar için önemli günler pek tabii sokaktakine göre daha dingin geçiyor. Günlerin anlamını daha derinlikli kavrıyorsun sanki burada.

8 Mart’ın yaklaştığı günlerde bir kadın arkadaşımız daha çılak arama işkencesi ile karşı karşıya kalmıştı. Devletin yüksek güvenliğini aldığı, en üst seviyedeki arama cihazlarıyla donatılmış hapishanelerinde neden çıplak arama uygularlardı ki? Tam anlamıyla keyfi olan bu uygulama bedeninin kadına karşı psikolojik, fiziksel bir silah olarak kullanılmasıdır. Bedenimize, onurumuza yöneltilen bu yıldırma ve sindirme politikasına karşı en net şekliyle karşı koyuşumuzu sergilemeliydik. Zincirlerimizi kırmalı, zindanları yıkmalı, seslerimiz duvarları aşıp meydanlarda buluşmalıydı. Kadınlar korkusuzca çıktıkları sokaklarda kadına yönelik her türlü şiddete hayır derken, biz de 10 adımlık gökyüzünün altında tüm çıplaklığımızla hayır diyecektik.

Duvarların, tel örgülerin ardında olmakla, sınırsız gökyüzünün altında olmak fark etmiyor. Kadın bilinci kuşanıldığında eşdeğer bir direniş çıkıyordu ortaya. Ve o direniş ruhu, cins bilinci dünyayı yerinden sarsacak bir kuvvete sahiptir. Biz kadınlar, bambaşka yerlerde, birbirimizden habersiz olsak da aynı baskıya, şiddete karşı koyduğumuz için her zaman kadın gücü ve birlikteliğini hissederim. Bu eylemi gerçekleştirmekte, aynı şekilde birlikteliğin ve gücün heyecanını hissettirdi bana. Zaman, mekan fark etmeksizin kavuşuyordu kadınlar zindanlar, meydanlarda...

Bulutlar ağlar dağlardan akar/savrulur zindanlara

Zinciri kırar duvarı yıkar/Kavuşuruz meydanlarda...

Duvarların ve tel örgülerin ardında erk anlayış ve zihniyetine karşı fiili bir karşı koyuş sergilemek arkadaşımın söylediği o “bambaşka direniş ruhu”nu hissettirdi. Çıplak aramaya karşı çıplaklığımızla karşı koymak! Bu eylem erkek egemen sistemin zincirlerini kırma niteliğindeydi benim için. Toplumsal algının, feodal deeğerlerinin dışına çıkacak bir eylemdi bu, birçoğumuz için. Sütyenlerle değil de atletlerle mi kalsak, dedik birçoğumuz. Erkek egemen sistemin verdiği namus algısının beyinlerimize sirayet etmesinden olacak ki, soyunma konusunda çekimser davrandık ilk başta. Ama artık bu “uygulamaya” daha radikal bir şekilde dur demeliydik. Bir yandan da özgüvenimi, cesaretimi besleyecekti böylesi bir eylemi gerçekleştirmek. Bu işkence kadınlık onurumuza, bedenimize ve insanlığa yapılan bir saldırıydı. Ben bedenimden utanmıyordum. Asıl utanması gereken bu insanlık dışı uygulamaları gerçekleştirenlerdi.

Maltaya çıktığımızda tarifi edilemeyecek bir heyecan, mutluluk ve isyan okunuyordu yine hepimizin gözzlerinden. Tıpkı geçen sene 8 Mart’ta olduğı gibi... Birbirimizden aldığımız güçle tüm çıplaklığıyla haykırıyorduk sloganlarımızı. Sütyenlerimizle kalmıştık ve öylesine isyan doluydu ki sloganlarımız, çarpıyordu yüzlerine yüzlerine. “Çıplak aramaya son”, “Çıplak arama onursuzluktur”, “Devlet elini bedenimden çek”!!!

Pencere önlerine yığılan umut ve heyecan dolu bakışlar, alkışlar, zılgıtlar sesimize ses oluyordu. Öyle bir coşkuydu ki, o an nasıl geçtiğini anlayamadığım ama bir o kadar da dolu dolu dakikalar geçti çarçabuk. Hayatım boyunca unutamayacağım o dakikaların ardından koğuşa girdiğimizde zılgıtlarla sımsıkı sarıldık birbirimize. Duvarları inleten, zincirleri kıran, zindanları yıkan bir güç canlanmıştı hepimizin bedenlerinde. Diğer kadınların seslerini bekliyorduk artık. Dalga dalga büyümeye benziyordu. Gitgide büyüyordu dalgalar, coşkulu seslerle haykırmaya devam ediyordu kadınlar...

Hazırlığını yapan idare, arkadaşlarımıza müdahale etmeye başlamıştı. Hücreler doluyordu birer birer. Hücrelere kapatarak sesimizi kısacaklarını düşündüler. Ama içimizdeki öfke daha da büyüyordu. Ve arkadaşlarımızı almaya çabalıyorduk ellerinden. Telefona çıkan diğer kadınlar eylemi sürdürmeye devam ediyordu. Sesleri her bize ulaştığında ses oluyorduk birbirimize, güç oluyorduk. Hücreler dolup taşmıştı artık. Dalga dalga büyüyen direnişimizle daraltmıştık alanlarını. Hücreleri doldurmuştuk, koğuşlardaydık, maltadaydık. Olabileceğimiz her yerde yapılan onursuzluğa karşı göğüs geriyorduk. Kadınları bir gün boyunca hücrelerde tuttular. 14 arkadaşımızı hücrelerden alabilmek için mücadele ettik. “Başına buyruk yasaklardan, baskılardan illallah/Aman aman bıktık valla/Aman aman şiştik valla/Bu ne kibir, bu ne öfke/Gel yavaş gel, yerler yaş” modunda “tencere tava, hepsi aynı hava” tadındaydık. Mücadelemiz sonunda, arkadaşlarımız koğuşlara geldiler. Yine alkışlarla, zılgıtlarla, sloganlarla buluştuk. Hepimizde haksızlıklara karşı başkaldırmanın verdiği o eşsiz duygu, mücadele ruhu hissediliyordu.

Kesinlikle kadınlar bir olduğunda zindanları, ülkeyi, dünyayı sarsacak güce sahiptiler. Kendimde fazlasıyla bir özgüven hissediyordum. Direnmek... Direnmek... Ve bir daha direnmek...

Kadınların dilinden hapishaneler direnişini anlatan “İçimizdeki Bahar”da diyordu ki; “Çoğalmalı sesimiz! Çoğalmalı! Paylaştıkça çoğalıyoruz demiştik. Daha fazla kulaç atmalı, içimizdeki baharın okyanuslarına... Çünkü çoğalmalı sesimiz! Çoğalmalı! Kum taneleri gibi... Nar taneleri gibi... Kar taneleri gibi... Çoğalmalı ki, içimizdeki baharı aşan yeni zamanlara aksın bilincimiz!”

Umutla... Bilinçle... Dirençle...

 

Tarsus Kadın Hapishanesi’nden Tutsak YDK’lı