Cuma Nis 27

Tutsak YDK’lının kaleminden: Çelişkilerin dışa vurumu...

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

 

Nasıl başlasam, nereden başlasam bilmiyorum. Anlatmak istediğim konu çok karışık ve kafamda “deli sorular” var. Her kadında da vardır tahminimce, işte zaten tam da bu yüzden paylaşmak istiyorum ya…

İlişkiler, pratikler, bocalamalar, bağlılık ve bağımlılıklar, deneyimler, aktarımlar, özgür aşk hayalleri ve hayal kırıklıkları… Uzun bir süredir bu konu üzerine okumalar, tartışmalar yapıyoruz ve açıkçası bunlar deneyimlerle birleşince devasa soru işaretleri, çelişkiler yumağı haline geliyor. Elbette çelişki ve soru işaretleri iyidir. Seni sorgulamaya, harekete geçmeye iten şeylerdir. Fakat sancılı süreçler olduğu da bir gerçek…

...

Her kadının deneyimleri vardır. Bu deneyimlerle yaşar, öğrenir ve yolumuza devam ederiz. Her biri bize bir şeyler katar ve bakış açımızı değiştirir, belirler, pratiklerimizi sorgulatır vb. diyeceğim yani gelmek istediğim konu o ki: Bir arayışımız var, nedir bu; özgürlük! Her alanda özgürlüğü arıyoruz, duygusal ilişkilerimizde de. Peki nasıl bulacağız? Bunun formülü nedir, nerededir? Çeşitli cevaplar vardı okuduğumuz kitaplarda, mesela Bolşevik devrimci Kollantay; “özgür aşk” ve “serbest birlik” kavramlarından bahsediyor, sorguluyor, kafa yoruyor. Kürt kadınlar; “özgür eş yaşam” diyor. Radikal Feministler; “erkek zihniyet ve egemenlik her yerdedir bu yüzden ilişkilerde özgürlükten ve eşitlikten söz edemeyiz ” diyor vs. vs. Açıkçası ben hepsini de kendi içerisinde mantıklı buluyorum. Fakat kendi adıma “Ben nasıl bir ilişki istiyorum?” sorusuna net bir cevap veremiyorum hala. Netlikten kastım, elbette özgür, sevgi ve saygıya dayalı, bencillikler üzerine değil eşitlik üzerine bir ilişki istiyorum (cevabı vermiş oldum sanırım) ama tanımlama yaparken zorlanıyorum ya da bunun nasıl olacağı, yani pratik ayağı gibi konularda cevapsız kalıyorum.


Öğretmen-öğrenci ilişkisi

Rosa Luxemburg ile yoldaşı Leo Jogıches’in ilişkisini anlatan kısa bir değerlendirme yazısı okumuş ve tartışmıştık. Bu ilişkide en göze batan sorunlardan birisinin öğretmen-öğrenci ilişkisi olduğunu fark ettik. “Öğretmen Leo’dur öğrenci Rosa. ‘Rosa’nın neden Leo’dan etkilendiğini tahmin etmek zor değil… Leo henüz yalnızca yirmi üç yaşında ve arkadaşlarının ironiyle söylediği gibi, ismini ve adresini kendisi bile bilmeyecek kadar gizlilik ustası olmasına karşın çevresi şimdiden efsanevi bir haleyle kaplanmıştır… O ise suskun kalmayı yeğliyordu; sözü bir kez aldığında da dinlemeye alışık bir insanın kendinden emin ve otoriter tavrıyla konuşuyordu.’ diye anlatır M. Seidemonn.” (Kutsiye Bozoklar, Sosyalizm ve Kadın İnsan; s. 45) Elbette insan bildiklerini deneyimlerini aktarmalı yanındakine, kendine saklamamalı bencil olmamalı bu konuda. Ama bu iktidar kurma “öğretmen olma” boyutunda olduğunda arada bir sorun var demektir. Eşit bir ilişkilenmeden, bencillikten uzaklıktan bahsedemeyiz. Mesela ben ilişkilerimde hiç böyle bir sorgulamaya girmemiştim daha önce. En azından adını bu şekilde koymadım. Farkında olmadan bu konuda rahatsızlıklar duydum ama bilinçli bir sorgulama içerisine girmemiştim. İşte bu yüzden yer yer ben öğretmen (iktidar) yer yer sevgilim olmuş. Zaten genelde erkekler kendilerine dokunulmadan böyle bir sorgulamaya girmediklerinden, sorun benim öğretmen olduğum anlarda ortaya çıkıyor ve bazen büyük kavgalara dönüşüyordu!


Kadınlığımızı, gücümüzü, kişiliğimizi tanırsak…

Birçok sıkıntı yaşıyoruz ilişkilerimizde. Mesela şu kendinden ödün verme meselesi; Nedir bu, nasıl olmalı, nerede durmalı? Bu konuda en çok dikkatimizi çeken de kendinden ödün veren tarafın çoğunlukla kadınlar olması! Bencil olmamak lazım, karşımızdakini incitmemek lazım filan derken, yıllarca bilinçsizce, toplumsal kabullenmişlikle yapılan “kendinden ödün verme” eylemini biz de yapıyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki kendimiz olmaktan çıkmış yansıma bir insan olmuşuz! Bu hale gelmeden ama bencil de olmadan nasıl çıkabiliriz bu işin içinden? Şüphesiz bu kendimizi, benliğimizi daha iyi tanıyarak, karşıdan da böyle bir beklenti içerisine girmeyerek mümkün olacaktır. Kadınlığımızı, gücümüzü kişiliğimizi ne kadar iyi tanırsak kendimiz olmaktan çıkma noktasına gelmeyi o kadar iyi başarırız. Kendimizi sevmemiz gerekiyor… Bu şekilde bağımlılık noktasına gelme durumunu önlemiş oluruz. Özgür kalmayı, ruhumuzu korumayı başarmış oluruz. Kendini tanıyan, seven, değer veren kadın bireyler olarak öreriz ilişkinin temellerini, bu bilinçle hareket ederiz. Karşıdan bu bilinci, pratikleri göremediğimizde de, yanlış gidişata dur deme gücünü buluruz yine kendimizde… Buradan “eşit ilişkilenme” meselesine kafa yormalıyız bence. Bu nedir, ne anlama gelir, nasıl bir pratik gerektirir? Hayatın her alanında hedeflediğimiz yaşam tarzı olmalı bence. İktidarsız, bencillikten uzak bir ilişkilenme tarzı ve elbette duygusal ilişkilerde de olmazsa olmazımız haline gelmesi gereken bir tarz.

Şimdi diyebilirsin ki “tüm bunların pratik aşaması karşılıklı olmalı, tek başımıza savunduğumuz şeyleri uygulasak da bir faydası olmaz.” Haklısın… Ama uyguluyor muyuz gerçekten? Uygulamıyorsak neden? Mesela biz bize yaptığımız sohbetlerde şikâyet ettiğimiz ve savunduğumuz şeyleri pratiğe neden dökemiyoruz? Kendimden örnek vereyim; maruz kaldığım psikolojik baskıyı fark ettiğimde “artık dur diyeceğim” demiştim net bir şekilde. Fakat pratikte bu meseleye müdahale etmem o kadar da net olmamıştı. Sanki beni durduran bir şeyler vardı. Anlam da veremiyordum. Buralarda bizi tutan ne? Kendimce cevap vermem gerekirse; savunduğumuz şeyleri yeterince bilince çıkartamamamızdan kaynaklanıyor bence. Gerçekten içselleştirip, sorgulamadığımız, çözüm yollarını aramadığımız konularda da müdahalemiz cılız kalıyor haliyle. Ya da yer yer “bu sistemde, bu toplum yapısında olmaz” tarzında düşüncelerle savunularımızda ertelemeci davranabiliyoruz. Hâlbuki bu hep “önce kendinden başlamalı” şiarıyla hareket ettiğimi sanır ya da öyle hareket etmeye çalışırdım. Ama zaman zaman böylesi konularda hiç de öyle hareket etmediğimi fark ediyorum. Burada da bir tartışma konusu çıkıyor karşımıza. Aslında yıllardan beri kadınların çokça tartıştıkları bir konu; kadın sorununun çözümü bugün, bu sistem içerisinde mümkün mü? Açıkçası benim düşüncem ve tartışmalarımızın temel sonuçları itibari ile elbette mümkün değil! Fakat bu cevap mücadelede ertelemeci davranmamız gerektiği anlamına asla gelmez. Tam tersi daha çok mücadeleye, pratiğe ihtiyacımız olduğu anlamına gelir. Tam eşitliğin olduğu “köleliğin” son bulduğu bir dünya önümüze altın tepside sunulmayacak sonuçta. İşte bu yüzden ertelemek değil, bugün mücadele etmek gerekiyor. Zihniyetleri ve zihniyetlerimizi değiştirmek bugünden yarına olacak bir şey değil. Uzun soluklu bir mücadele ve biz kadınlar bu mücadelenin her alanında var olacağız, olmalıyız!


Ne istiyoruz? Nasıl yapacağız?

Bir ilişkiye başlarken hangi temeller üzerine kurulduğu ve bizim nasıl değerlendirdiğimiz, ne istediğimiz çok önemli. İlişkinin devamında müdahale etmediğimiz noktalar bir süre sonra bizi ya bağımlı hale getiriyor, ya kendimiz olmaktan çıkartıyor ya da özgüvenimizi yitirtiyor. Tüm bunlarda ilişkinin sonunda enkaz haline gelmemizi sağlıyor. Toplumsal olarak verilen, dayatılan şekliyle bizlerde ilişkilerimizi çoğu zaman çevreden, insanlardan izole, bencil bir şekilde yaşıyoruz ve bu da ilişkilerimizdeki sorunları göremememize yol açıyor diye düşünüyorum. Sürekli içe dönük halde nasıl görebilirsin ki? İnsanın her meselede ara ara şöyle bir dışardan bakmaya, bakılmaya ihtiyacı vardır. Ama biz kendimizi buna kapatıyoruz. Göremediğin soruna da doğalında müdahale edemezsin. Öyle düşünüyorum ki, tüm bu bahsettiğim konuların cevap anahtarı özgürlüğü ve özgür bir aşkı, ilişkiyi nasıl tanımladığımız ve ilkelerini nasıl belirlediğimizle ilgili. Önce bunu düşünmek gerekiyor. Ne istiyoruz? Sonrasında nasıl yapacağız? Sorularıyla devam edecek bir sorgulama, çelişki çözme süreci. Ancak bu şekilde toplumsal kabullenmişliklerimizi sorgular ve kendimizi tanır ne istediğimizi netlikle ortaya koyarız.

Evet, uzun uzun ama sanki çok eksik gibi gelse de paylaştım tartıştığımız konuları ve içimdekileri… kafamda oluşan soru işaretlerini ve beliren cevapları yazmaya çalıştım. Umarım okuduğunda beğenir ve sorguladığımız, aklımıza gelmeyen noktalardaki düşüncelerini bizlerle paylaşırsın…


(Tutsak bir YDK’lı)