Cuma Tem 20

Kazandığımız alanlardan bizi silemezsiniz! Her yerdeyiz!

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

 

Geçtiğimiz günlerde TBMM’de Meclis Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu’nca başlatılan Meclis Sohbetleri etkinliği kapsamında düzenlenen 18 Mart Çanakkale töreninde devlet tiyatroları oyuncuları bir temsil sahneleyecekken gösteriden 1 saat önce oyuncular acil toplantıya çağrıldı. Bu toplantıda oyunun hazırlayıcıları tarafından “Arkadaşlar üzgünüm, kadınlar sahnede istenmiyor” denilerek kadın oyuncuların sahneye çıkmaları engellendi.

Bunun üzerine istek doğrultusunda yeni bir düzenleme yapıldı, kadınların sahnede değil, salonun kenarında yer almasına karar verildi. Daha sonra oyuncular gösteri için salona giderken Meclis Başkanı İsmail Kahraman ile karşılaştıklarında Kahraman’ın asker kıyafetli erkeklere ilgi gösterirken yanındaki kişilere “Kadınlar yok değil mi? Kadınlar arkada görünmüyor değil mi?” dediği ortaya çıktı.

Bu olay gerek ülke gerek kadın gerekse de sanat gündemine oturmuş, her yerden olaya tepkiler yağmaya başlamıştı. Tepki olarak tiyatro oyuncuları, demokratik kitle örgütü temsilcileri, sendikacılar ve aktivistlerden oluşan 100 kadın, “100 kadın 100 replik” isimli bir performans sergilemişlerdi. Bununla birlikte tiyatrocu kadınlar adına konuşan oyuncu Tilbe Saran “Kadınlar olarak hayatın her alanında vardık, varız, var olacağız. Hiçbir erkek aklı, siyasi bakışı ne olursa olsun bu varlığı yok edemeyecek. Sahnelerdeki cesaretimizi Afife Jale’den alıyoruz” demiş ve ardından #İsmailKahramanİstifa başlıklı bir imza kampanyası başlatılmıştı.


“Varız ve buradayız” demeye devam edeceğiz

Tüm bu yaşananlar kadınları yaşamın her alanından silme girişimlerinin bir pratiği idi. Devletin kadına karşı tahammülsüzlüğünün gün be gün arttığı, OHAL’le birlikte kadınlara yönelik baskı ve sindirme girişimlerinin sıklaştığını görmekteyiz. Kadınları çalışma yaşamı başta olmak üzere sanatta, bilimde, sokakta, yargıda ve akla gelebilecek hemen hemen her alanda yok sayma ve hatta yok etme girişiminde olan erkek devlet aklı, kendisini kadınları bastırmaya, bastıramadığını ise yok etmeye, silmeye planlamış durumda. Bu “sindiremiyorsan öldür” politikasının tek hedefi kadınlar olmasa da devlet şiddetinin doğrudan hedefi konumunda olan kadınlar tüm baskılara rağmen “vardık/varız/var olacağız!” ısrarını sürdürmekteler.

Bütün uygulamaları, yasaları ile kadın varlığını silikleştirmeye, kadını “ikinci sınıf” görmeye çalışan erkek devlet aklının kadına saldırıları saymakla bitmiyor aslında: Pembe otobüsler, tecavüz yasaları, müftü nikahları, işten çıkarmalar, mobbingler, ücret eşitsizlikleri, yargıda eşitsizlik başta olmak üzere her alanda erkek üstünlüğü(!)nü savunarak kadın varlığına ve görünürlüğüne karşı açıktan bir savaş yürütüyor. Bu noktada açığa çıkacak gücü ise esasta kadınların Kürt, Türk, Alevi, Sünni vd. toplumsal kimlikleri ayırt etmeksizin yaşamın her alanında birleşerek yürütecekleri mücadelenin belirleyeceği somut bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.

Kadınların var olduğu tüm alanlar mücadele ile kazanılmış alanlardır. Kadınlar olarak yaşamın her alanındayız. Siyasette, iş yerlerinde, sokaklarda, grevlerde, kampüslerde, sahnelerde, otobüslerde kısacası her yerdeyiz. Bu alanları terk etmeyeceğiz, aksine bu alanları genişletme mücadelesi vereceğiz. Erkek akıl yok saymaya çalıştıkça daha gür çıkacak sesimiz!

Tıpkı mecliste kadın oyuncuların kendilerini sahneye çıkarmayan, “arkada durun” diyen erkek akla 100 kadının 100 repliği ile karşı çıkması gibi, kadınlar yok sayıldıkları her alanda “buradayız” mesajı vermeye devam edecek! Devlet aklının kadınlar üzerindeki yok sayma girişimlerinin bununla son bulmayacağı aşikar fakat devlet saldırdıkça kadınlar “Buradayız, birlikteyiz ve hiçbir yere gitmiyoruz” demeye devam edecek ve seslerimiz her geçen gün daha da yükselecek!


(Bir YDK’lı)