Salı Ara 18

Kendilerini ve bizi inandırmaya çalıştıkları gibi “üreme makinesi” değil, savaşçıyız!

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

“Çünkü kapitalizm, bedenlerin denetimli bir biçimde üretim aygıtına sokulması ve nüfus ekonomik süreçlere göre ayrılmasıyla güvence altına alınmıştır.” (Cinselliğin Tarihi)

Ara verilmeksizin bedenlerimiz üzerinden politikalar üretilmesini bu şekilde açıklıyor Michel Foucault. Dünyanın her yerinde kadın bedeni üzerinden politika üretilmeye devam ediyor. Siyasi arenada bir sorun mu var, dikkatlerin başka bir yöne mi çekilmesi gerekiyor; hemen bir politika üretilir ve gündem değiştirilir. Sanılmasın ki üretilen bu politikalar, sadece gündem değişikliği için yapılır ve geçicidir. Tam aksine gayet kalıcıdırlar ve belli amaçlara hizmet ederler. Eğitim alanında, sağlık alanında, “ailenin korunması” adı altında uygulanırlar. Foucault, kapitalizmin, bedenleri ve üretim aygıtlarını kontrol altında tutarak denetimli bir şekilde, istediği oranda büyütebilmek için; aile, okul, ordu, polis, yerel yönetimler gibi iktidar aygıtları oluşturduğundan bahseder. “Bu aygıtlar üzerinden uygulanan politikaların amacı da kullanılan iktidar teknikleri olarak 18. yüzyılda icat edilen anatomi ve biyo-politikaların temel özellikleri de; iktisadi süreçler, bunların akışı, onların içinde yer alan ve destek olan güçler düzeyinde etkilerini gösterdi” şeklinde açıklar. Yeni iktidar nüfus kontrolü, iş gücü ihtiyacı gibi birçok menfaat meselesinde, direk insan bedenini hedef alır. Yani görevi ve işlevi sadece çocuk doğurmak olarak görülen kadın bedeni üzerinden politika üretir. Kimi yerlerde, bu söylemler ‘hafifletilerek, kibarlaştırılarak’, kadının bedeni hedef alınmıyor gibi gösterilmeye çalışılıyorsa da yapılan tam olarak budur!

Üretilen politikalar, sanki bunlar kadının doğasında varmış,  kadınların doğal göreviymiş gibi gösterilerek/algılatılarak “rıza alımı” sağlanır. Tabii bazı coğrafyalarda rızaya gerek görülmeden, zor kullanmak suretiyle de yapılıyor. Kadın sistem için, iş gücüne katılanlara bakmak, rahatını ve devamını (üreme) sağlamak, sistemin ihtiyacı olması dahilinde aktif olarak iş gücü olmak, ihtiyaç kalmadığında tekrar evlere hapsedilmek için vardır. İşte kapitalizm için kadının tanımı! Foucault, bedenler üzerinden yapılan bu politikaları, onları kontrol altında tutma isteğini; biyo-iktidar ve biyo-politikalar olarak tanımlıyor.

Bugün dünya üzerinde Çin, Avrupa, Türkiye, ABD gibi birçok coğrafyada bu anlatılanların çeşitli örnekleri vardır. Mesela herkesçe bilinen ve çok konuşulan Çin örneği... Her ailenin yapabileceği çocuk sayısının devlet tarafından belirlenmiş olması veya Avrupa ülkelerinin çoğunda uygulanan, bebek parası. Çocuk doğumunu teşvik etmek amacıyla, doğan her çocuk için aileye para ödenir ki nüfus artsın, iş gücü çoğalsın, kapitalizm bayram etsin! Daha yakın coğrafyalara geldiğimizde ise tam göbeğinden takip ettiğimiz ve direk olarak bizi ilgilendiren, Türkiye’den bahsetmek daha doğru olur ki, çok çarpıcı örnekler mevcut. O kadar çok ki zaman zaman takip etmekte bile zorlanıyoruz. Bir akşam haberlerde açıklama dinliyoruz, öteki gün bir bakmışız Mecliste bizim bedenlerimiz konuşuluyor…

Çok geçmişe gitmeye gerek yok, yakın tarihe baktığımızda oldukça çarpıcı ve açıklayıcı örnekler yeterince mevcut. “Her kürtaj bir Uludere’dir” açıklaması var mesela, daha ağızdan çıkan sesin yankısı doğada kaybolmadan, konu Meclise taşınmış ve kadınların kürtaj hakkı gaspedilmeye çalışılmıştı. Kadınlar bu yasanın geçmesini önledi. Fakat bugün hastanelerde fiili olarak kürtaj hakkımız engelleniyor. 3 çocuk, 5 çocuk derken sürekli artan rakam belirlemeleri yapılarak kaç çocuk yapmamız gerektiği tembihleniyor. Çocuğu doğurup doğurmayacağımız, kaç çocuk doğuracağımız derken bir de nasıl doğuracağımız söyleniyor. “Normal doğum yapılsın, sezaryen iyi değil”miş! Hatta hastaneler sezaryen yapmamak için anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabiliyor, ölümlere sebebiyet verebiliyor! Bir “söz” henüz yasalaşmadan rahatlıkla uygulanmaya geçirilebiliyor. Son olarak da çocuk evliliklerin -istismarının- gerçekleşmesini rahatlatacak, önünü açabilecek bir yasa Meclisten geçirildi, müftülere evlendirme yetkisi verildi. Nüfus politikaları uğruna çocukların gelecekleriyle oynanıyor. Günlük hayatımızda ne yapıp ne yapmayacağımıza, nasıl giyineceğimizden, nerede gezeceğimize kadar dillerinde olması, bu söylemlerden güç alan erkeklerin sokak ortasında kadınlara saldırma, katletme hakkını kendilerinde bulmaları, her gün haberlerde izlediğimiz olayların mahkemelere dahi taşınmadan veya taşınsa da ceza indirimiyle sonuçlanması… Bu olayların, yaşananların hepsi, doymak bilmeyen sistem ve onu bekçileri olan devlet kurumlarının biyo-politikalarından çıkıyor.

Son olarak bedenlerimizle ilgili, akşam haberlerinde dinlediğimiz bir konuşmada,artık üreme üzerinden, bir halk hedef alınıyordu. Benlerimizi üzerinden üretilen politikalarla, milliyetçi/şoven politikalar birleştirilmiş ve söylem haline getirilmişti. Dünya üzerinde örnekleri var. Bir halkın çocuk doğurmasını, üremesini engellemek için çeşitli yol ve yöntemlere başvurulmuş. Ülkemizde yapılan bu açıklama da politika üretiminde, o uygulamalardan ilham alındığının göstergesidir. Ne deniyordu açıklamada, “Siz az çocuk yapıyorsunuz, teröristler 10-15 çocuk yapıyor.” Yani aynı topraklarda yaşayan iki halkın kadınları birbirleriyle yarıştırıyor, düşman edilmeye ve şoven duygular üzerinden politika üretilmeye çalışıyor. İşine gelen tarafa üre, gelmeyene üreme! Bu insanı-kadını fabrika olarak görmektir.

Biraz daha geçmişe gittiğimizde de bu zihniyetin, politikaların nerelerden miras alındığını anlıyoruz. Bunları anladığımız yerde ise kadın bilincimizle, kadın politikalarının üretilmesi ve alternatiflerle, pratiklerle, erk zihniyete karşı çıkılması görevi en acil ve somut görev olarak karşımıza çıkıyor. Erk zihniyetin karşısına kadın-özgürlükçü zihniyetle dikilerek, kadın üzerinden üretilen, kadınların hedef alındığı ve şovenizmin beslediği her politikaya karşı koymalıyız. Hayatımıza, yaşama hakkımıza ancak böyle sahip çıkabiliriz. Kadınlar olarak bizleri inandırmaya çalıştıkları gibi, bizler sadece “üreme” makineleri değil, birer teorisyen, işçi, savaşçı, siyasetçi, devrimciyiz… Yani bizler her şeyiz ve her alandayız. Yok sayılamayacak kadar fazlayız, biz “göğün yarısı”yız!

Bir YDK’lı